sahin-hukuk

Anonim Ortaklıkta Borca Batıklık ve Sermaye Koyma Borcunun Ortaklığın İflasının Ertelenmesine Etkileri

Anonim Ortaklıkta Borca Batıklık ve Sermaye Koyma Borcunun Ortaklığın İflasının Ertelenmesine Etkileri

Borçlar ve Ticaret Hukuku Ekibi

Ocak 2018

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) “sermayenin kaybı, borca batık olma durumu” başlıklı 376. maddesinde şirket mali durumunun bozulması halleriyle ilgili olarak;

 

a) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılıyorsa, yönetim kurulunun, genel kurulu hemen toplantıya çağıracağı ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunacağı,

 

b) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurulun, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona ereceği,

 

c) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulunun, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartacağı,

 

d) Rapordan, aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulunun, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirerek şirketin iflasını isteyeceği,

 

e) İflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanması halinde iflas isteğinin durmuş sayılacağı,

 

f) Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvurunun iflas bildirimi olarak kabul olunacağı,

 

düzenlenmiştir.

 

Bu kapsamda borca batık olma kavramı, şirket varlıklarının bilânçoda mukayyet değerleriyle değil gerçek değerleriyle (hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatlarıyla) değerlemeye tâbi tutulmaları durumunda dahi şirketten alacaklı olanların, alacaklarını alamamaları, yani şirketin kısa ve uzun vadeli borç ve taahhütlerini karşılayamaması olarak ifade edilebilir. Bir diğer anlatımla anonim ortaklıkta ortaklığın mevcut ve alacaklarının ortaklık borçlarını karşılamaya yetmemesi durumunda, borca batıklıktan söz edilir.[1] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) m. 179 uyarınca borca batıklık, sermaye ortaklıkları ve kooperatifler bakımından iflas sebebi olarak öngörülmüştür.

 

TTK uyarınca borca batıklık halinde yapılacak işlemler yönetim kuruluna görev olarak yüklenmiştir.[2] Bu kapsamda anonim ortaklığın borca batık durumda olduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartmalıdır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirmeli ve şirketin iflasını istemelidir. Borca batıklık durumunun varlığında mahkemeye bildirimde bulunulması, yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkileri arasındadır (TTK m. 375/1-g).

 

Borca batıklık durumunda iflasın talep edilmesinin önüne geçilerek ortaklığın devamlılığını sağlamak için koşulları bulunduğunda başvurulabilecek yollardan biri TTK m. 376/3’de düzenlenmiştir. İlgili hükme göre iflas kararının verilmesinden önce, ortaklığın açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olursa bu durumda iflas bildirimine ve iflasa gerek yoktur.

 

Borca batıklık durumunda ortaklığın devamını sağlamak için başvurulacak bir diğer yol ise TTK m. 377/1 uyarınca iflasın ertelenmesini talep etmektir. İlgili hükme göre yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı yeni nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir. Bu hâlde İcra ve İflas Kanununun 179 ilâ 179/b maddeleri uygulanacaktır. İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye ortaklığının mali durumunun iyileştirilmesinin olanaklı olması halinde, o ortaklığın iflasının engellenmesini sağlayan bir kurumdur. Böylelikle mali bakımından güçlüğe düşmüş, ancak bunu aşabilecek anonim ortaklığa, bir şans daha verilmesi ve kurulu düzenin bozulmaması amaçlanmaktadır.[3] İflasın ertelenmesinde ortaklığın mali durumunun iyileştirilmesinin olanaklı olduğuna ilişkin bir iyileştirme projesinin de mahkemeye sunulması gerekmektedir. İİK m. 179/2 uyarınca iyileştirme projesinde, yeni nakit kaynak konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynaklar ve önlemler ile erteleme süresince tüm işletme giderlerinin ve çalışma sermayesinin nasıl karşılanacağı gösterilir. Yine iflasın ertelenmesinde İİK m. 179/3 uyarınca mevcut borçların ödeme süre ve tutarlarını, alacaklıların adreslerini, faaliyet gösterilen sektörün özelliklerine göre stoklar ile bunların bekleme sürelerini ve tutarlarını gösteren listeler, vergi dairesine sunulmuş en son bilanço ve gelir tablosu, şirket veya kooperatifin ticaret sicili tasdiknamesi ile iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren diğer bilgi ve belgelerin, işletmenin devamlılığı esasına göre düzenlenmiş ara bilançoyla birlikte mahkemeye sunulması zorunludur. Bu hükümler çerçevesinde iflasın ertelenmesinde en önemli olgunun iyileştirme projesi olduğu ileri sürülebilir. Ancak ortakların sermaye koyma borcunun bulunduğu bir ortaklıkta iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu ileri sürmek olanaksızdır.[4] Konuya ilişkin Yargıtay bir içtihadında[5] “…Ödenmemiş sermaye borcu olan bir şirketin iyileştirme projesi ciddi ve inandırıcı sayılamaz. Nitekim kök raporda bu husus ifade edildiği gibi ek raporda da her iki şirketin ödenmemiş sermaye borçlarının bulunduğu, bu nedenle iflas ertelemenin koşulları arasında yer alan alacaklarının haklarının korunması yönünde inceleme yapılmasına mahal olmadığı belirtilmiştir. Bu tespitler çerçevesinde özel ve teknik bilgi gereksinimi nedeniyle başvurulan bilirkişi raporuna aykırı karar verilmesi doğru değildir…” hükmünü tesis ederek ortakların sermaye koyma borcunun iyileştirme projesine etkilerini ortaya koymuştur. Bu bakımdan Yargıtay, şirketi borca batıklıktan çıkarma amacı olan ortakların alacakları ilk tedbirin öncelikle şirkete olan sermaye borçlarını ödemek olduğu kanaatinde olup, sermaye taahhüt borcunu dahi yerine getiremeyen bir şirkete ait iyileştirme projesini ciddi ve inandırıcı kabul etmemektedir. Bilindiği üzere şirketlerde sermaye borcu pay sahiplerinin en temel borcudur. Şirketin iflas etmesi veya tasfiyeye girmesi bile pay sahiplerinin taahhüt ettiği sermaye borcunu ortadan kaldırmaz. Bu borç şirketin tüzel kişiliği devam ettiği sürece zamanaşımına da uğramayacaktır. TTK’nın 128. maddesi taahhüt edilen sermayenin ödenmemesi durumunda ortakların karşılaşacakları müeyyideleri düzenlenmiştir. Kanunlarla güvence altına alınan ödenmemiş sermaye borcunun, şirket için tahsili çok kuvvetli bir alacak olduğu söylenebilir. Ayrıca muhasebe standartlarında (kavramsal çerçevede) “..geçmişte meydana gelen olaylar sonucunda ortaya çıkan ve hâlihazırda işletmenin kontrolünde olup gelecekte işletmeye ekonomik fayda sağlaması beklenen değerler” varlık olarak tanımlanmaktadır. O halde ortakların sermaye payı borçlarının şirket bilançosunun aktif tablosunda ortaklardan sermaye payı alacağı olarak raporlanması uygun olacaktır.[6] Bu bakımdan Yargıtay’ın bu görüşünün iflasın ertelenmesi bakımından oldukça isabetli olduğu ifade edilebilir. Ancak ortakların sermaye borçlarının her durumda iyileştirme projesinin ciddiliğine ve inandırıcılığına zarar vermeyeceğini ve bu durumda dahi iflasın ertelenmesi kararı verilebileceğini savunan görüşler de bulunmaktadır.[7] Bu görüşe göre şirketler genellikle aile şirketi olarak kuruldukları için, şirkette yaşanan mali krizler şirket ortakları için de aynen geçerli olmakta, bu da bakiye sermaye borçlarının şirkete ödenmesini güçleştirmektedir. Aynı görüşe göre, ödenmemiş sermaye borcunun, şirketin alacağı (ortakların borcu) olarak dikkate alınması hem borca batıklık hem de iyileştirme projesi yönünden yararlı olur. Hatta ödenmemiş sermaye borçlarının nakit olarak şirkete ödenmesi bir iyileştirme projesi olarak dahi sunulabilmelidir.

 

Borca batıklık durumunda başvurulabilecek bir diğer yol ise birleşmeye katılmadır. Nitekim TTK m. 139/1 uyarınca sermayesiyle kanuni yedek akçeleri toplamının yarısı zararlarla kaybolan veya borca batık durumda bulunan bir şirket, kaybolan sermayeyi veya gerekiyorsa borca batıklık durumunu karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir. Böylelikle mali durumu bozuk olan bir şirket mali durumu daha iyi durumda olan bir başka şirketle birleşip borca batıklıktan kurtulabilecektir.

 

[1] ŞENER, Oruç Hami: Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, 3. Baskı, Ankara 2017, s.384.

[2] KAYAR, İsmail: Yeni TTK’ya Göre Anonim Şirkette Sermaye Kaybı ve Borca Batıklığın Tespiti ve Sonuçları, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Özel Sayı 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu'nu Beklerken, İstanbul 2013, s.644.

[3] ŞENER, s.388.

[4] ŞENER, s.390.

[5] YARGITAY 19. HD., 25.5.2011, E. 2011/1146, K. 2011/6928.

[6] ÖZKAN, Azzem, KAYA, H. Pınar: İflas Erteleme Sürecinde Ödenmemiş Sermaye Borçları, Niğde Üniversitesi İİBF Dergisi, 2013, Cilt: 6, Sayı: 2, s.200.

[7] KAYAR, İsmail: İflasın Ertelenmesinde Borca Batıklık ve İyileştirme Projesi İle İlgili Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 33, Temmuz-Aralık 2009, s.30.